28/9/2008 - arılar hakkında bilinmeyenler
Arıların hayatları çok modern ve yeni tekniklerle incelendi ve mucize böceklerin daha önce hiç bilinmeyen yeni ve tabi ki yine akıl almaz yönleri ortaya çıkartıldı.
İŞTE İLGİNÇ SONUÇLAR:
Arılar yaşlandıkça akıllanıyor, meslek hastalığına yakalanıyor ve toplayıcı arılar iki kilo bal üretebilmek için toplam olarak Dünya ve Ay arasındaki mesafeye eşit bir yol kat ediyor.
Dışarıda fırtınalar esiyor ama içerideki 6085 numaranın keyfine diyecek yok. 25 santigrat derecelik sıcaklıkta bir de dev bir porsiyon tatlı var önünde. 6085, yaşlı bir arının ''adı'' veya numarası.'' Yaz aylarında dışarıda çalıştı; şu sıralar ise zamanını neredeyse tümüyle kendisinin ''inşa'' ettiği yaşam alanında geçiriyor.
Yaşlı arının halkı, bu ortak yaşam merkezini kışın sıcak, yazın ise serin tutabilmek için enerjisinin yarısını tüketmekte. Aile planlaması sıkı sıkıya takip edilirken, yavruların zekásı da bilinçli olarak geliştirilmekte. 6085, canlıların yaşadıkları zorlukların hepsinden uzak bir yaşam sürüyor. Açlık ve yaşlılığa bağlı bedensel zayıflıkları, arılar milyonlarca yıl önce çözmüşler.
''Bu yaşam koşulları sanki bir bilim kurgu romanından çıkmış gibi geliyor insana'' diyor Alman nörobiyolog Jürgen Tautz. Nörobiyolog, deney arılarını görevli olduğu Würzburg Üniversitesi’nde yetiştirmekte. Laboratuvarda pleksiglastan üç deneysel arı kovanı var. ''Maya'', ''Willi'' ve ''Flip'' olarak adlandırılan kovanlarda yaklaşık bin tane balarısı yaşıyor, tabii bunların arasında bizim 6085 numaralı yaşlı işçi arımız da var.
Cama dokunulduğunda sıcaklık hemen hissedilmekte, özellikle de kraliçenin etrafını çevreleyen işçi ordusu yüzünden orta kısım daha sıcak. ''Arılar, bizim ancak rüyamızda görebileceklerimizi bile öğrenmişler'' diyor Tautz. 20 kişilik araştırma ekibi, Science, Nature ve Zoology gibi saygın bilim dergilerinde yayımladığı makalelerle bilim dünyasını şaşırtarak yepyeni bilgiler sunuyor.
İKİ SÜRPRİZ YENİ BİLGİ
Mesela zoologlar daha önceleri, arıların o ünlü kuyruk dansıyla etraftaki arılara en yakın nektar (çiçek balı) kaynaklarını haber verdiklerini sanıyorlardı. Oysa Würzburglu araştırmacılar bu dansın ardında ilginç bir telsiz tekniğinin gizli olduğunu buldular. Bunun için toplayıcı arı ''tepinerek'' ve tıpkı boşta çalışan bir motor gibi kanatlarını ''ısıtarak'' bir step dansı yapıyor.
Arının bu hareketi sayesinde balmumu titreşime geçiyor ve mesajı ''koridor telsizi'' aracılığıyla uzaktaki toplayıcılara iletiyor. ''Arılar, peteği önemli mesajlar için bir tür radyo vericisi olarak kullanıyorlar'' diye açıklıyor Tautz.
VE İKİNCİ SÜRPRİZ:
Uçuş sırasında bir nektar kaynağının yerini tahmin etmek isteyen arılar bunu gözleriyle yapıyorlar ki bu da olağanüstü bir beyin yetisi gerektirmekte. Bununla birlikte bütün arılar aynı derecede yetenekli değiller. Zeka sadece kalıtımla değil, beslenme ve kuluçka sırasındaki sıcaklık ve pupaların gelişimiyle de biçimlenmekte. Tautz’un ekibi 36 santigrat derecelik kuluçkada büyüyen ateşli arıların, 34 derecede büyüyen soğuk arılardan daha zeki olduklarını saptamış.
EN ZORU DIŞ HİZMET
Yaşamları boyunca birçok işte çalışan balarılarının görevleri yuva ısıtıcısından, temizleyici, ve süt nineliğe, petek üretmekten bekçilik ve toplayıcılığa kadar uzanmakta. Dış hizmetler en zor ve en tehlikeli alan olduğu için önemli bir beyin yetisi gerektirmekte ve bu beceriye arılar ancak yaşlandıktan sonra sahip olabiliyorlar.
''Anladığımız kadar arılar yaşlılığa bağlı güçsüzlüğü, güce çevirecek bir reçete bulmuşlar, ama bunu tam olarak ne şekilde yaptıklarını henüz bilemiyoruz'' diyor biyolog. Bir arkadaşının teşvikiyle on yıl kadar önce arıları araştırmaya başlayan Tautz, kendi yönettiği Beegroup’u (Arı Grubu), kimyacılarla, enfeksiyon biyologları ve beyin araştırmalarıyla birlikte araştırılan uluslararası bir projeye dönüştürmüş. Masrafların bir kısmını arıların bizzat kendileri karşılıyor: Beegroup’un toplam 70 arı topluluğundan her biri yılda 50 kilo bal üretiyor ve bunlar piyasadaki fiyatlara göre satılıyor.
ÖĞRENECEĞİMİZ ÇOK ŞEY VAR
Tautz bu merakını mümkün olduğu kadar çok insana aşılamak istiyor. Beegroup, özellikle de Japonya, Rusya ve Avustralya’daki ekiplerle çalışıyor. Arılardan hepimiz bir şeyler öğrenebiliriz, üstelik öğrendiklerimiz toplumsal işlerimizi de hafifletebilir. Homo sapiens ve Apis mellifera sonuçta bin yıllardan beri sembiyoz yaşıyorlar.
Eski Mısır’da ''Bit''olarak adlandırılan arı, firavunun bir tür arma hayvanı gibi saygı görüyordu. Hatta normalde rüzgarla tozlaşan kolza gibi yararlı bitkiler, arılar sayesinde yaklaşık beşte bir oranında daha fazla ürün veriyor. Ekonomik açıdan bakıldığında arıların önemi daha da artmakta. Arılar kendilerini iyi hissettiklerinde insanlar da mutlu oluyorlar.
Ya da tam tersi olarak örneğin arılara parazit veya enfeksiyon bulaştığında meyveler ölür, dolayısıyla da insanlar zor durumda kalır. Ayrıntılı gözlemlerin birçoğu, Beegruop’un yeni süper teknikler kullanmaya başlamasıyla mümkün olmuş. Dünya genelinde eşsiz olan deneyleriyle kanatlı deneklerinin kesin hareket profillerini çıkarıyor araştırmacılar. Binlerce arının sırtında bu amaçta minik bir alıcı (transponder) var. Bir euro değerindeki telsiz çipi, bir parça gomalakla yapıştırılmakta. Çipin 2,4 miligramlık ağırlığı arıyı rahatsız etmiyor.
SANDIĞIMIZDAN ÇALIŞKAN
Arılar nektarla birlikte veri de toplamaya başladıklarından bu yana ilk kez binlerce arının sekiz aya kadar uzanan yaşam süresi didik didik incelenebiliyor. ''Arı kovanlarını bir tür ''Büyük Birader'' konteynırına dönüştürdük'' diye açıklıyor Tautz.
Örneğin kanatların detaylı bir şekilde ölçülmesi sonucunda arıların halk arasında bilindiğinden çok daha çalışkan oldukları anlaşıldı. Toplayıcı arılar iki kilo bal üretebilmek için toplam olarak dünya ve ay arasındaki mesafeye eşit bir yol katediyorlar. Fakat çoğu genelde yuvada kalıyor. Arı topluluğunun çok küçük bir kısmı uğraşıyor nektar toplayıcılığıyla. Hatta toplayıcılar bile üç saatten ikisini iklim şokunda geçirirler.
İçerde yapılan bir işin ne kadar zor olduğunu enfraruj kamerayla görmüşler araştırmacılar. Boş kuluçka hücrelerinde uyur gibi görünen ısıtıcı arılar, aslında göğüs kaslarını saniyeda 200 kez titreterek, 4 milivatlık randımanla beden ısılarını 43 dereceye kadar yükseltiyorlar. Yazın ise yuvayı serinletmek için su damlacıkları taşıyor ve kanatlarıyla buharlaştırıyorlar.
MESLEK HASTALIĞI
Würzburglu araştırmacılar bundan sonra daha ayrıntılı incelemeler yapacaklar. Kovan çıkışında içeri ve dışarı uçan arıları kaydetmek dışında, elektronik bir savak düzeneğiyle örneğin rutin kan görüntüleri oluşturmak için arıları yakalamak da mümkün olacak.
Arının sağlığını öğrenmek için bir miktrolitre hemolenf yeterli. Yuvadaki yaşamları boyunca arıların savunma sistemleri en yüksek ayarda çalışır. Çünkü sıcak, nemli ve kalabalık ortamda enfeksiyon tehlikesi büyüktür. Oysa yaşlı toplayıcılar, savunma mekanizmasından neredeyse tümüyle yoksunlar. Ve bu nedenle de bunlara enfeksiyon bulaşma riski çok yüksektir. ''Bu onlarda bir tür meslek hastalığıdır'' diyor Tautz.
Bu durum arı topluluğu için bugüne kadar hiç sorun olmamıştır. Elli milyon yıllık arı nesli boyunca hasta dış hizmet arıları herhangi bir tehdit oluşturmuyorlardı. Çünkü bir virüs kaptıklarında, yön duygularını yitiriyor ve yuvalarını bulamadıkları için de tek başlarına ölüyorlardı.
ZEKA TESTİ
Fakat bugün artık yoğun arıcılık yüzünden ölecek derecede ''aptallaşan'' toplayıcılar bile, genelde yabancı arı kovanlarına rastlıyorlar. Ve kovana alınmak için gerekli kokuya sahip olmamalarına rağmen birkaç damla nektarla içeri girmeyi bile başarıyorlar. ''Arılarda küreselleşmenin küçük versiyonu söz konusu'' diye açıklıyor bu durumu biyolog.
Her arının beyninde yaklaşık olarak bir milyon sinir hücresi (nöron) bulunmakta. Bir arı topluluğu ise, 100 milyar nörona sahip insanın yarısı kadar sinir hücresine sahiptir. Bu tür felsefi gözlemler genelde Tautz’un ertesi sabah yeni verileri incelemeye başlamasıyla uçup gidiyor. Bunun yerine pratik sorular çıkıyor ön plana.
Biyologun son fikri, arıcıların çok basit bir şekilde arı topluluğunun ne kadar ''uyanık'' ve sağlıklı olduklarını ölçebilecek bir ''zeka testi.'' Bu amaçta kovandaki girişlere örneğin daireler, üçgenler veya dikdörtgen işaretleri yerleştirdikten sonra kameralarla izlenmekte. Hayvanlar bu farklılığı anladıktan sonra her seferinde aynı girişi bulacak kadar akıllılar. Buna göre daireli girişten ne kadar çok üçgen veya dikdörtgen arısı girerse arı topluluğu o denli hasta demek.
Arıcılar bugüne dek hayvanların ya yaşadığını ya da öldüğünü görebiliyorlardı. Oysa arılar çok daha karmaşıklar, diyor Tautz. Biyologun elektronik olarak hazırlamış olduğu ''Arılar için Pisa testi'' ile şimdi arıcılar, arılar hakkında çok daha fazla bilgi edinebilecekler.
BEYİNLERİNDEKİ HARİTAYA GÖRE UÇUYORLAR
Alman bilim adamlarının araştırmaları arıların, yönlerini bulmak için bir tür haritadan yararlandıklarını gösterdi. Yani doğadaki bazı işaretleri akıllarında tutarak hedeflerine ulaşıyorlar. Hür Berlin Üniversitesi’nden Randolf Menzel, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde arıların sanıldığından çok daha becerikli olduklarını ve beyinlerinde mekan için bizim harita olarak tanımlayabileceğimiz bir bellek yapısının varlığından söz ediyor. Oysa bilim arıların, yönlerini uçuş yönüne ve mesafelere göre hesapladıkları yön oklarına (vektörlerle) göre bulduklarını kabul ediyordu.
Deneyler sırasında arılar yakalandıkları yerden farklı bir bölgeye bırakılmış. Menzel’in ekibi uçuş motifini radarla ölçerken bir yandan da üç arı grubunun davranışları karşılaştırmış. Birinci grup, 200m uzaklıktaki bir yem otomatının yerini bilen ve hesapladıkları vektöre göre uçan arılardan oluşuyordu. İkinci grup, otomatın on metrelik bir daire içinde birkaç kez farklı yere konulması nedeniyle hedeflerini kesin olarak bilmiyordu.
Üçüncü grubun yem otomatıyla ilgili bilgileri ise ''ikinci elden'' yani diğer arıların yem dansından ibaretti. Arılar ister vektörlere göre ister hedefi bulmaya çalışarak veyahut da diğer arıların bilgilerine göre uçsunlar, serbest bırakıldıklarından sonra hep yakalanmadan önceki rotalarını takip etmişler. Ancak arılar yeniden konumlanabilmek için kısa bir süre sonra yavaşladıkları gibi yönlerini de daha sık değiştirmişler. Ve sonunda hızla doğrudan doğruya kovanlarına veyahut da önce otomata oradan da kovanlarına uçmuşlar.
Bu davranışlar, arıların farklı bir bölgede olduklarını çabucak fark etmeleri ve hemen ağaç, ev veya sokak gibi işaretler aramaya başladıklarını göstermekte diyor Menzel. İşaretleri buldukları zaman işaretlerden oluşan haritayı vektör bilgileriyle bağlayarak hedefe giden yolu hesaplıyorlar. Sincap ve kuş gibi diğer hayvanlardan da içinde birbiriyle bağlanmış işaretlerin bulunduğu soyut geometrik haritaları akıllarında tuttukları bilinmekte.
ISITILMIŞ PUPA ODALARI SAYESİNDE DAHA AKILLI
Balarıları yavrularının öğrenme ve iletişim yetilerini belirleyebiliyor. Bu konuda pupaların içinde geliştikleri sıcaklık önemli. Bir balarısı kolonisi bir yaz mevsiminde yaklaşık beş milyon kilojul enerji içeren çiçek nektarı toplamakta. Bu görevi başarıyla yerine getirebilmek için arıların son derece gelişkin öğrenme ve iletişim yetisine sahip olmaları gerekmekte.
Örneğin çiçek tarlasına giden yolu öğrenip akıllarında tutmak veya farklı çiçek türlerini ayırt edebilmek gibi. Yuvada birlikte yaşadıkları arılara nektar kaynağının yerini bildirme için yaptıkları kuyruk dansı da arıların sinir sistemindeki en zor beceriyi gerektiren karmaşık bir iletişim biçimidir. Tüm bu yetilerin öğrenilmesi, larvaları, pupadan yetişkinliğe götüren gelişim evresinde bulundukları yuvanın sıcaklığına bağlı. Bir koloni nektarın içindeki enerjinin %40 kadarını yuvayı 35 derecede tutabilmek için harcar. Bu istatistiksel değer, Würzburg Üniversitesi’nden Jürgen Tautz’un araştırmalarıyla ortaya çıkmıştır fakat arı yuvası, gerçekte bir tür yamalı bohça gibi farklı sıcaklıkta kuluçka bölgelerine sahip. Sıcaklık farklılıklarnın arılar üzerindeki etkisini öğrenmek isteyen araştırmacılar, pupaları farklı sıcaklıklardaki kuluçka dolaplarında yetiştirmişler.
Pupaların bir kısmı genelde doğal koşullarda bulunan maksimum 34,5 santigrat derecede yetiştirilmiş. Bu pupalardan, öğrendiklerini çabuk unutan ve kuyruk dansları daha az etkili olan arılar büyümüş. Oysa en ''akıllılar'' 36 santigrat derecede büyüyenlerdi diyor bilim adamları. Nobel ödüllü arı uzmanı Karl von Frisch bundan 80 yıl önce ''iyi'' ve ''kötü'' dansçıları gözlemleyerek, günümüzde daha iyi anlaşılmış olan fenomenin ilk izlerine ulaşmıştı.
''Yuvadaki en iyi sıcaklığın, kuluçka hücrelerinin uygunsuz konumu gibi dış etkenler yüzünden engellendiğini düşünebiliriz'' diyen Tautz, bir koloninin akıllı arı sayısını sıcaklığı ayarlayarak arttırabileceğine inanmakta. Bir koloninin ne kadar nektar toplayacağının iç ve dış koşullara bağlı olması nedeniyle bu varsayım mantıklı görünmekte.
Bu deneyler sayesinde sinir sistemlerin birbirine bağlanışıyla ilgili heyecan verici bir saptama yapılmış oldu. Arıların öğrenme ve iletişim gibi özel yetileriyle ilgili merkezi sinir sistemi enerjinin nektar olarak toplanışından sorumlu. Bu enerjinin kuluçka sıcaklığına dönüştürülmesiyle ilgili ki bu da bir davranış yetisi ve dolayısıyla da sinir sisteminin bir ürünüdür - bu ''döngüyü'' en iyi öğrenme ve en etkili iletişim yetisiyle sürdürebilen ''akıllı'' arılar yetiştirilmekte...

|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/9/2008 - iş arkadaşı annesiymiş
| | |
| |
Amerika’da yeşilçam senaryolarını aratmayacak bir olay yaşandı.
ABD’nin Grand Rapids şehrinde bir ev-yapı mağazasında çalışan 22 yaşındaki Steve Flaig, gerçek annesinin aynı mağazada çalışan ve onu doğurduktan sonra evlatlık veren Christine Tallady olduğunu öğrenince şok yaşadı. 4 yıl önce 18’inci doğum gününde biyolojik annesinin kimliğini araştırmaya başlayan Flaig, evlatlık işlemlerini hazırlayan DA Blodgett for Children isimli şirketten annesinin gerçek adını öğrendi. Ancak adres kendisinin de teslimat memuru olarak çalıştığı Lowe’s isimli mağazadan başka bir yer değildi. İki ay boyunca nasıl yaklaşacağını bilemediği öz annesine gerçeği açıklayan ise yine DA Blodgett şirketi oldu.
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/9/2008 - Akrepleri çıtır çıtır yiyor
| | |
| | Çekirdek yer gibi akrep yiyor. En son 10 yıl önce doktora gitmiş.
Muğla'nın Milas ilçesinde Hasip Kaya isimli vatandaşın canlı canlı akrep yemesi görenleri hayrete düşürüyor.
Milas'a bağlı Kuzyaka Köyü Eyrüz mahallesinde çiftçilik yaparak geçimini sağlayan 46 yaşındaki Hasip Kaya, evinden çıkarak taşların arasından bulduğu akrepleri çekirdek yer gibi çıtır çıtır yiyor.
Hasip Kaya, büyük taşların altına bakabilmek için çevredekilerken yardım isterken, bazen de onun bu durumuna alışkın olan köylüler onun çağırmasına fırsat vermeden kendileri yardıma gidiyor.
ALIŞKIN OLDUĞUM BİR TAT
Akrep yiyen vatandaş, buldukları akrebi rahatlıkla eline alırken, ona yardım edenlerin akrep bulana kadarki rahat tavırları yerini tedirginliğe bırakıyor. Haşlayıp yemenin bir anlamı olmadığı için canlı canlı akrep yediğini söyleyen 2 çocuk babası Hasip Kaya "Akrep soksa da beni etkilemez. Diken batmış gibi bir şey oluyor. Yediğim zaman dokunmuyor. Buldukça yiyorum. Küçükken akrep sokmasına karşı bağışıklık kazanmam için bana yedirmişler. Ondan sonra alışkanlık oldu" dedi.
Akrep yediğini görenlerin kendisinin hile yaptığını düşündüğünü belirten Hasip Kaya "Alışkın olduğum bir tat" dediği akrep yeme konusunda "Yararı var mı bilemem ama sağlığım yerinde. Yaklaşık 10 sene önce grip olmuştum o zaman doktora gittim.
LEZZETİNE DOYAMIYOR
En azından akrep soktuğu zaman etkilenmiyorum, buna faydası var. Ama eşim akrep yememden dolayı tedirgin oluyor. Ayrıca her gün bulamıyorum ki yiyeyim. Kışın zaten bulamıyoruz. Mecburen yaz mevsimini bekliyorum. Öldürüp de yedikten sonra bir özelliği kalmayacağını düşünüyorum. Yerken biraz et tadı var şeklinde konuştu.
Canı akrep çektiğinde elindeki plastik kutu ile evinden dışarıya çıkan Hasip Kaya küçüklü büyüklü topladığı akrepleri yemeye başladığında etrafındakiler ilgi ile onu izliyor.
Yemeye, büyük akreplerden başladığında küçük akrepleri yemeyip sonraya saklayan Hasip Kaya, büyükten sonra küçük akrep yememesini " Köftenin üzerine bir tane çekirdek çiğnemiş gibi bir şey olur" şeklinde ifade etti.
HAŞERE İLAÇLAMA KONUSUNDA İŞ TEKLİFİ ALDI
Hasip Kaya, akrep yerken, haşerelere karşı ev ve işyerlerini ilaçlama işi ile uğraşan askerlik arkadaşı Muhammet Koç'un "Gel birlikte çalışalım" teklifini önce "Böcekleri ilaçladıktan sonra ben ne yiyeceğim" diyerek geri çevirdi. Arkadaşının askerde de taşların arasında böceklere baktığını söyleyen Koç'un "Öldürmeden toplarsın yersin sonra ilaçlama yaparız" demesi üzerine teklifi kabul etti.
Muhammet Koç, arkadaşının askerde de taşların arasına baktığını, böceklerle ilgilendiğini ancak akrep yediğini o zamanlar bilmediğini söyledi. Köy sakinlerinden Yaşar Arkun kendisinin akreplerden korkmasına rağmen arkadaşının akrep toplamak için yardım istediğinde yalnız bırakmadığını belirtti.
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/9/2008 - kanserle savaşan yiyecekler
Günde 5 porsiyon sebze ve meyve yenmesi kanser riskini yüzde 20′den fazla azaltıyor.
ABD’nin önde gelen sağlık ve tıp yazarlarından Dr. Maggie Greenwood-Robinson kaleme aldığı ”Kanserle Savaşan Yiyecekler” adlı kitabında kanser ve beslenme ilişkisi üzerine yapılan araştırmanın sonuçlarına yer veriliyor. AICR’ye göre, günde 5 porsiyon sebze ve yemek yenmesi kanser riskini yüzde 20′den daha fazla düşürüyor. Kitapta, kansere karşı en koruyucu sebze ve meyveler; havuç, soğan, sarımsak, brokoli, yeşil yapraklılar, domates, narenciye ve baklagiller olarak sıralanıyor. ”Gelecekte kanserle savaş çabalarının ‘mucize haplar’ yerine diyetsel ayarlamalar etrafında döneceği” vurgulanan kitapta, doymuş ve trans yağların; prostat, kolon ve göğüs kanserleriyle ilişkili olduğuna işaret ediliyor. Kitapta, beslenmede kırmızı et ve hayvansal yağlarda bulunan doymuş yağlar ile katı margarin ve katı yağlar olarak bilinen trans yağların hücre zarlarına zarar verdiği, bu nedenle de hücreleri istilacılara karşı koruyamadıklarına işaret edilerek, beslenmede yağ oranının mutlaka düşürülmesinin önemine değiniliyor. ”Lifli yiyecek tüketiminin artırılması ve güçlü bir kanser savaşçısı olan C ve E vitaminlerinin bolca alınması” önerilen kitapta, ”Eğer aktif kalırsanız, sağlıklı bir kiloyu koruyup, sigara içmezseniz ve doğru beslenmeyi sürdürürseniz, kanser riskiniz yüzde 70′e kadar azalır” deniliyor. Yiyecekler: Aynı kitapta yer alan kanser türleri ve buna karşı koruyucu yiyecekler de şöyle: Mesane: Sarımsak, yeşil yapraklı sebzeler, soya ürünleri, çay (yeşil ya da siyah), sarı-turuncu sebzeler, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri. Göğüs: Yüzde 1 yağlı süt, elma, buğday kepeği, Brezilya fındığı, baklagiller ve fasulyeler, brokoli, Brüksel lahanası, küçük mantarlar, lahana, havuç ve havuç suyu, kiraz, vişne, yağlı balık (somon, ton), keten tohumu, keten tohumu yağı, sarımsak, kök lahana, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, kırmızı turp, soya ürünleri, ıspanak, tam tahıllar, sarı-turuncu sebzeler, yoğurt. Kolon: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç, karnabahar, sap kereviz, yağlı balıklar, sarımsak, üzüm ve üzüm suyu, kara lahana, baklagiller, kıvırcık, düşük yağlı süt ürünleri, kabuklu yemişler, yulaf kepeği, tam tahıllar, yoğurt ve diğer fermente süt ürünleri. Yemek borusu: Yeşil çay, domates, domates ürünleri. Karaciğer: Sarımsak, yeşil çay. Akciğer: Brezilya fındığı, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, havuç ve diğer sarı turuncu sebzeler, karnabahar, acı biber, kara lahana, düşük yağlı süt ürünleri (kaymağı alınmış süt hariç), soğan, portakal, ıspanak, diğer yeşil yapraklı sebzeler, domates ve domates ürünleri. Yumurtalık: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, kara lahana ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, sarı-turuncu sebzeler. Pankreas: Baklagil, çay, domates ve domates ürünleri. Prostat: Brezilya fındığı, Brüksel lahanası, brokoli, lahana, kanola yağı, karnabahar, kara lahana, az yağlı süt ürünleri, zeytinyağı, fıstık yağı, soya ürünleri, domates ve domates ürünleri. Mide: Brokoli, Brüksel lahanası, lahana, bakla, sarımsak, yeşil çay, kara lahana, soğan, portakal ve diğer narenciye meyveleri, domates ve domates ürünleri, tam tahıllar.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/9/2008 - ağız kokusunu önleme
Siz de konuşurken elinizle kapatma ihtiyacı duyuyorsanız, insanlar siz konuşurken geriye çekiliyorsa hemen harekete geçmeli ve kokunun nedeni her ne ise ortadan kaldırılması için destek almalısınız.
Ağzınızın kokup kokmadığını tespit etmeniz zor değil, eşinize dostunuza sorarak bile koku olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Ancak net bir sonuç alabilmek için hekimler bazı cihazlardan destek alırlar. Bu iş için geliştirilmiş gaz kromatograflar ve özel sülfit monitörleri var. Bunlar nefesin yapısını kesin olarak gösterebiliyorlar. Halitozis adı verilen ağız kokusu, ağızda bulunan bakterilerin hidrojen sülfür içerikli ürünlerinden ortaya çıkar. Ağız sağlığına ve hijyenine yeterince dikkat etmeyen bireylerde hidrojen sülfür üreten bakteri sayısı artar bu da kötü kokuya neden olur. Nefesin kötü kokması genellikle ağız içinden kaynaklanır. Ağızdaki bir enfeksiyon, dişeti hastalıkları veya ağız içinde birkaç saatten fazla kalmış gıda artıklarına yerleşen bakteriler kötü kokulara neden olurlar. Ancak koku sadece diş ve ağız kaynaklı olmayabilir. Akciğer iltihabı, sinüzit, şeker hastalığı (aseton kokusu), mide bağırsak hastalıkları, böbrek yetmezliği (balık kokusu), karaciğer ve metabolizma bozuklukları da ağız kokusuna sebep olurlar. Ağız kokusundan kurtulmanın ilk adımı, kokunun kaynağının tespit edilmesidir. Kokunun nedeni bulunduktan sonra ise tedavisi yapılır. Nefesiniz ağız içi kaynaklı bir nedenden kötü kokuyor ise yolunuz mutlaka bir diş hekiminden geçmelidir. Diş hekimi, tüm çürüklerinizi, varsa diş eti hastalığınızı tedavi edecek. Diş taşlarınızı temizleyecek, gömük ve yarı gömük 20 yaş dişlerinizi çekecektir. Ağız içinden kaynaklanan kokuların yüzde 90′nı başarıyla tedavi edilebilmektedir. Bunun için kişinin kendisine de önemli görevler düşüyor. Çoğu ağız kokusunun tedavisine dilin fırçalanması ile başlanır. Ağız kokusunu oluşturan bileşenlerin birincil alanı dildir. Sabah şiddetli ağız kokusundan şikayet eden kişilerde dişlerin ve dilin yemek sonrası fırçalanması ile sorun kontrol altına alınabilir. Her öğünün ardından dişler en az 3 dakika fırçalanmalı, mutlaka fırçalamanın ardından diş ipi kullanılmalıdır. Ağız kokusu genellikle ağız hijyeninin düzeltilmesiyle ortadan kalkar.

|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
arkadaşlar burada ilginç haberler bulabilirsiniz... ve merak ettiğiniz bir haberi yorumla istemeniz eter anında karşınızda...
Kategoriler
Arkadaşlarım
• winxbestebuse • busekizdanbanner • winxharikawinx • lolitakiz • hepsigrubusizlerle • kelebeksim • cerenprenseseren • senemflora • jildedenkodlar • dedektifecedenkodlar
|